facebook-icontwitter-icongoogle-iconinstagram-icon

444 45 67

0224 470 22 22 - 0224 470 33 33

Menü

Gebelik takiplerinde yapılan incelemeler (Prenatal Testler)

Prenatal Testler
Gebelik takipleri sırasında düzenli aralıklarla yapılan kontrollerde hem annenin genel sağlık durumu, hem de bebeğin büyüme ve gelişmesi kontrol edilirek olası bir problem saptanmaya çalışılır. Saptanan bir problem varlığında da uygun şekilde giderilmesi amacıyla gerekli tedaviler uygulanır.Gebelik takipleri sırasında yapılan rutin ve risk faktörü saptanması durumunda yapılan ileri incelemeler çok çeşitlidir. 

Gebelik testi 
Adet gecikmesi varlığında aksi ispatlanana kadar durumun gebelik olduğu kabul edilir. Pekçok durum adet gecikmesine neden olmakla birlikte gecikmenin nedeni çoğu zaman gebeliktir. Bu nedenle adet gecikmesi varlığında mutlaka gebelik testi yapılmalıdır. İdrar testinin negatif olduğu durumlarda ise kesin emin olmak amacıyla kanda gebelik testi yapılır. İdrar ya da kanda yapılsın testin pozitif olması gebeliğin normal olduğunu göstermez. Dış gebelik, boş gebelik, mol gebeliği gibi durumlarda da erken dönemde normal bir gebelik ile aynı belirtiler görülür. 

Adet gecikmesi varlığında herhangi bir gebelik testi yapmadan doktorunuza gittiğinizde eğer adet gecikmeniz yaklaşık 1 hafta kadar ise doktorunuz vajinal ultrason ile gestasyonel keseyi görüp gebeliği saptayabilir. Böyle bir durumda ayrıca test yapmaya gerek yoktur. Ancak şüpheli durumlarda kanda gebelik testi istenebilir. Tek bir sonucun yeterli olmadığı durumlarda (dış gebelik normal gebelik ayrımı gibi ya da gebeliğin sağlıklı ilerleyip ilerlemediğinin anlaşılması için) iki gün aralarla kanda gebelik testi tekrarlanabilir. 

Çoğu laboratuvarda kanda yapılan gebelik testi rapor edilirken hastada saptanan değerin yanısıra hangi gebelik haftasında değerin hangi aralıklarda olduğu da yazılmaktadır. Hasta ve hasta yakınları da bu değere göre gebeliğin kaç haftalık olduğuna karar vermektedirler. Oysa bu değer aralıkları son derece geniş olup kandaki beta HCG (gebelik hormonu) düzeyine bakarak gebeliğin kaç haftalık olduğuna karar verilemez. Gebelik yaşına karar verilirken esas alınan veri son adet tarihi ve ultrason ölçümü arasındaki ilişkidir.

Pelvik muayene

Bir kadın doğum muayenesinin temel ögesi pelvik incelemedir. Bu muayenede amaç olası bir patolojiyi saptamaktır. Muayenenin ilk basamağı spekulum adı verilen bir alet yardımı ile vajina ve rahim ağzının gözlenmesidir. Bu inceleme sırasında vajinal enfeksiyon olup olmadığı ve rahim ağzında yara ya da kanser öncülü bir lezyon olup olmadığı araştırılır. 

Günümüzde  gebeliğin tanısında ve ilk gebelik değerlendirmesinde jinekolojik muayene eski popüleritesini doğal olarak yitirmiştir. Transvajinal ultrasonografi ile gebeliğin çok erken dönemlerinde bile gebelik kesesi ve yolk kesesi görülerek normal rahim içi bir gebelik olup olmadığına karar verilebilmektedir. Muayenenin düşüğe neden olduğuna yönelik hiçbir bilimsel veri yoktur. Düşüklerin genelde ilk 8 hafta içinde gerçekleşmesi ve ilk muayenenin de genelde bu haftalarda yapılması bu şekilde yanlış bir inanışın yerleşmesine neden olmuştur. 

İlk doktor ziyaretinde öncelikle tercih edilmese bile jinekolojik muayene gebelik takiplerinin vazgeçilmez bir ögesidir. Herhangi bir jinekolojik yakınma olmaması durumunda bile eğer son 1 yıl içinde yapılmamış ise ilk gebelik kontrolünde smear testi alınması amacıyla spekulum uygulanabilir.

Öte yandan hamileliğin seyri süresince herhangi bir dönemde kanama görüldüğünde bunun değerlendirilmesi amacıyla yine spekulum ile gözlem yapılır. Erken doğum tehdidi varlığında ya da ultrasonografide rahim ağzında kısalma saptandığında ya da açılmadan şüphelenildiğinde de yine hem spekulum incelemesi hem de elle maueyene yapılır. gebeliğin son dönemlerinde çatı olarak adlandırılan pelvisi değerlendirmek amacıyla da elle muayene yapılır. Doğum öncesinde elle muayenenin yapılmasını gerektiren bir başka durum da suni sancı öncesi rahim ağzının durumunun değerlendirilmesidir.

Ultrasonografi

Gebelik takiplerinin olmazsa olmaz ögesi ultrasonografidir. Gebeliğin ilk 13 haftasına kadar vajinal ultrason, daha sonraki dönemlerinde ise abdominal (karından) ultrason incelemesi yapılır. Ultrason gebeliğin normal olup olmadığı, gebelik yaşının son adet tarihi ile uyumlu olup olmadığı, bebeğin gelişiminde ve organlarında sorun olup olmadığı gibi konularda son derece yararlı bilgiler verir ve gebeliğin takibinde yön gösterici olur. Rutin incelemelerde bebeğin baş, karın ve bacak kemiği uzunlukları ile amniyon sıvısı, göbek kordonunun durumu, plasentanın durumu gibi incelemeler yapılır. 

20-24. haftalarda ise bebeğin tüm organlarının değerlendirildiği detaylı fetal inceleme yapılır.

Gebeliğin ilerleyen dönemlerind ekan akımlarını incelemek amacıyla doppler ultrasonografi yapılabilir.

Çoğul gebeliklerde rahim ağzında kısalma olup olmadığını anlamak amacıyla abdominal ultrasonografi ile birlikte vajinal ultrasonografi de yapılabilir. Benzer şekilde risk varlığında tek bebek bekleyen anne adaylarında da 20-23. haftalar civarında vajinal ultrasonografi ile rahim ağzı uzunluğu ölçülebilir. 

Bazı ülkelerde her doktor kontrolünde ultrason incelemesi yapılmamakta tüm gebelik boyunca sadece 2 ya da 3 kere ultrason ile bakılmaktadır. Bunun nedeni bu ülkelerde ultrason incelemelerinin ayrı olarak ücretlendirilmesidir. Bunun yerine rutin kontrollerde bebeğin gelişimi, rahim büyüklüğü mezura ile ölçülerek anlaşılmaya çalışmakta, doppler ya da fetoskop adı verilen boru benzeri bir alet ile bebeğin kalp sesleri dinlenerek sağlıklı olup olmadığı değerlendirilmektedir.

Bebeğin duruşu, önde gelen kısmı gibi değerlendirmeler ise Leopold manevraları adı verilen elle dıştan muayene ile anlaşılmaya çalışılmaktadır. Tüm bu değerlendirmeler hayata açıktır ve kuşkusuz ultrason mezuradan daha yararlı veriler sağlamaktadır.

Günümüzde giderek artan sayıda merkezde üç boyutlu ultrason cihazları yer aldığından bebeğin doğmadan önce ayrıntılı görüntüsü elde edilebilmektedir.

Kan grubu

Eğer daha önceden bilinmiyor ise ilk gebelik kontrolünde mutlaka anne ve baba adayının kan grupları kontrol edilir. Bu kan uyuşmazlığı açısından önemlidir. Anne adayının kan grubu Rh(-) baba adayı Rh(+) ise bu durumda kan uyuşmazlığından söz edilir ve gebelik takipleri sırasında bu durumun bebek üzerinde olumsuz bir etkisinin olup olmadığı araştırılır.

Tam kan sayımı (hemogram)
Kan sıvı ve hücresel kısımlar olmak üzere kabaca iki ayrı bölümden oluşur. Kanın yapısı içinde bulunan hücrelerin ve hücrelere ait çeşitli parametrelerin hesaplanması tam kan sayımı ya da hemogram olarak adlandırılır. Tam kan sayımının temel amacı kansızlık olarak bilinen anemi varlığını ve türünü saptamaktır. Bunun dışında enfeksiyonlardan pıhtılaşma sorunlarına kadar değişik konularda bilgi verebilir.

Günümüzde kan sayımı damardan alınan az miktarda kanın özel cihazlarda incelenmesi ile yapılmaktadır ve sonuçların alınması çoğu zaman birkaç dakikayı geçmemektedir. 

Bir hemogram raporunda en çok dikkat edilen parametreler şunlardır: 

WBC (white blood cell count, lökosit): Kanın belirli bir hacmindeki beyazküre (akyuvar) sayısıdır. Normal değerler laboratuvarlara göre az çok değişmekle birlikte genelde mililitrede 4.500-11.000 arasındadır. Gebelikte bir miktar artış normal kabul edilmekle birlikte kanda lökosit sayısının artması enfeksiyon lehine bir bulgudur.  

Hemoglobin (Hb): Hemoglobin alyuvarların (eritrosit) içinde yer alan, kana kırmızı rengini veren ve oksijeni taşıyan proteindir. Normal değerleri erkeklerde ve kadınlarda farklıdır. Kadınlarda desilitrede 12-16 gram hemoglobin olması normaldir. 12 gramın altında olması ise anemi olarak adlandırılır. 

Hemotokrit (Hct): Alyuvarların hacminin tüm kan hacmine olan oranıdır. Kadınlarda %37-48 arası normal olarak kabul edilir. 

Trombosit (plt): Kanın pıhtılaşmasını sağlayan hücrelerdir. Normal değerleri mililitrede 150-440.000 arasındadır.

Kan sayımında ayrıca tek bir alyuvarın hacmi ve hemoglobin içeriği gibi değişik parametreler de görüntülenebildiği gibi akyuvarların da değişik türlerinin oranları hesaplanır. Bu incelemeye lökosit formülü adı verilir. 

Rutin gebelik takipleri sırasında hamileliğin başlangıcında tam kan sayımı yapılır. Burada amaç anemi varlığını araştırmak ve uygun şekilde tedavisini sağlamaktır. takipler sırasında 28. hafta civarında test tekrarlanır.Bunun dışında doktorunuz gerekli gördüğü durumlarda kan sayımı yapılmasını isteyebilir. 

Ayrıca gebeliğe bağlı tansiyon yüksekliği ya da HELLP sendromunun izlenmesinde trombosit sayımlarından da yararlanırlır.

İdrar Tetkiki

Atık maddelerin vücuttan uzaklaştırılması idrar yolu ile olur. İdrar ayrıca vücutta yaşanan bazı değişimlerin saptanması açısından oldukça yararlı bilgiler verilir. Ayrıca bariz belirti ve bulgu yaratmayan bazı durumların saptanmasında ya da bilinen bazı hastalıkların durumunun değerlendirilmesinde idrar incelemesine başvurulur. İdrar örneği incelenirken hem içindeki bazı kimyasal maddelerin analizi yapılır hem de çökeltisi mikroskopi ile incelenir. 

Gebelikte sık aralıklarla yapılan idrar incelemelerinin amacı hem olası bir idrar yolu enfeksiyonun saptamak hem de gebelik sırasında ortaya çıkan bazı hastalıkların tespitini yaparak takip etmektir. 

Rutin bir idrar incelemesinde idrarın asitlik derecesi, yoğunluğu, glukoz, protein, keton gibi maddeler içerip içermediği araştırılır. Ayrıca mikroskopide akyuvar, kan, kum ve bakteri olup olmadığı incelenir. 

Normalde insan idrarında protein bulunmaz ancak preeklampsinin önemli bulgularından birisi proteinüri yani idrarda protein olmasıdır. İdrardaki protein miktarı genelde preeklampsinin şiddeti ile doğru orantılıdır. 

Gebelikte idrarda bir miktar glukoz olması normaldir ancak fazla miktarlarda glukoz yani glukozüri gebeliğe bağlı şeker hastalığını düşündürür.

Ketonlar olarak adlandırılan bazı asitler ise anne adayının yeterli şekilde beslenip beslenmediğini anlamak açısından yol gösterici olabilir. Açlık ile birlikte idrarda keton (aseton) görülmeye başlar. Açlığın süresi uzadıkça idrardaki keton miktarı da artar. Bu nedenle gebeliğe bağlı bulantı ve kusmanın izlenmesinde idrar keton düzeyi önemlidir. 

Teorik olak insan idrarında kırmızı kan hücresi (alyuvar, eritrosit) bulunmaz. Ancak sağlıklı insanlarda idrarda birkaç tane eritrosit saptanması çoğu zaman normal kabul edilir. Buna karşılık fazla miktarda eritorisit saptanması mikroskopik hematuri olarak adlandırılır ve idrar yolu enfeksiyonu, idrar yollarında taş ve hatta bazı böbrek hastalıklarının belirtisi olabilir. Bununla birlikte kadınlarda idrardaki eritrositlerin kaynağının fark edilmeyen çok hafif vajinal kanamalar olabileceği de akıldan çıkartılmamalıdır. 

İnsan idrarında birkaçtane lökosit (akyuvar) olması da normaldir. Bununla beraber artmış lökosit sayısı çoğu zaman idrar yolu enfeksiyonunu işaret eder. 

Bakteri ise çoğu zaman idrar tetkikinde saptanan bir bulgudur. Bunun nedeni vajina ve ürethra (idrarın dışarıya atıldığı yer) çevresinde çok sayıda değişik bakteri bulunmasıdır. Bunlar örnek verilirken idrara karışabilir ve bu nedenle idrar tetkikinde saptanabilir. Bu duruma kontaminasyon adı verilir. Normalde mililitrede 100.000 baktariye kadar olan durumlar kontaminasyon olarak kabul edilir ve hastanın yakınması yoksa ve idrarda bol lökosit saptanmamış ise klinik bir önem oluşturmaz. Ancak yine de bu gibi durumlarda idrar kültürü yapılması gerekebilir.

İdrar yoğunluğuna bakılarak anne adayının yeterli su içip içmediği hakkında da fikir sahibi olunabilir.

İdrar kültürü
İdrarda bakteri ve lökosit saptanması durumunda idrar kültürü yapılması gerekli olabilir.Kültür belirli bir dokudan vücut salgısından alınan öneğin özel ortamlarda bekletilerek içerdiği bakterilerin çoğaltılması ve incelemesi demektir. Bu sayede rutin tetkikte saptanan bakterilerin hangi tür olduğu anlaşılabilir. Antibiyogram ise saptanan bakteri üzerinde hangi antibiyotiklerin etkili hangilerinin etkisiz olduğunu saptamaya yarar. Bu sayede işe yaramayacak olan bir antibiyotik kullanımının önüne geçilmiş olur.

İdrar yolu enfeksiyonları düşüklere ve erken doğumlara neden olabileceğinden mutlaka uygun antibiyotikler ile tedavi edilmelidir.

Rubella taraması

CMV taraması

Toksoplazma taraması
Toksoplazma enfeksiyonları düşük, ölü doğum ve anomalili bebek gibi istenmeyen sonuçlar doğurabilen bir hastalıkdır. Bu nedenle hamileliğin başlangıcında daha önceden geçirilip geçirilmediği ve bağışıklık olup olmadığı araştırılmalıdır. Kanda yapılan incelemede Toksoplazma IgM aktif enfeksiyonu gösterirken IgG geçirilmiş enfeksiyon ve bağışıklığı ifade eder. Gebelik sırasında aktif enfeksiyon saptandığında uygun şekilde antibiyotikler ile tedavisi gerekir. Başlangıçta IgG negatif olarak saptandığında belirli aralıklarla tekrarı gerekebilir.

Hepatit ve HIV taraması
Hepatit B virüsü karaciğerde iltihaba neden olan bir mikroorganizmadır. Ülkemizde Hepatit B taşıyıcılığı oldukça yüksektir. Bu nedenle gebeliğin başlangıcında Hepatit B taraması yapılması önemlidir. HBs pozitifliği taşıyıcılığı gösterirken, Anti HBs pozitifliği bağışıklığı belirler. Bağışıklık daha önceden geçirilmiş bir enfeksiyona bağlı olabileceği gibi aşılama sonrası da beklenilen bir durumdur. Hepatit B taşıyıcılığı varlığında doğumdan hemen sonra bebeğe aşı ve koruyucu serum yapılması gerekir.

AIDS'de bebek üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceğinden rutin incelemeler arasında HIV testi de bulunur.

HBs negatif ve HIV çıkması durumunda gebeliğin sonlarına doğru doğuma yakın bir dönemde tekrar edilmesinde yarar vardır.


Ense kalınlığı ölçümü, İkili test, Üçlü test
Bebekte Down sendromu, ve diğer bazı genetik hastalık olasılığının anlaşılması amacıyla 11-14 haftalarda ultrasonografi ile ense kalınlığı ölçümü ve anne adayından alınan kanda bazı hormonların ölçümü ile ikili test yapılır. 16-20. haftalar arasında ise yine anne adayından alınan kan ile aynı amaç için üçlü test yapılır.  

İndirekt Coombs ve Anti D (rhogam)
Anne adayının kan grubunun Rh(-) baba adayının ise Rh(+) olması durumunda kan uyuşmazlığı söz konusudur. Böyle bir durumde eğer bebeğin kan grubu da Rh(+) ise bebeğe ait kan hücreleri kanama gibi bir nedenle annenin kanı ile temas ettiğinde annenin kanında Rh(+) protinlere karşı antikor adı verilen maddeler oluşur. Böyle bir durumda anne adayında oluşan antikorlar bebeği olumsuz şekilde etkileyebilir. Bu tablo etkilenmiş Rh/Rh uyuşmazlığı olarak tanımlanır. Kan uyuşmazlığından dolayı bebeğin etkilenip etkilenmediği anne adayının kanında yapılan bir test ile anlaşılabilir. Bu testin adı indirekt coombs testidir. Rh uyuşmazlığı olan çiftlerde indirekt cooms testi gebeliğin 28. haftasında yapılır. Yine gebeliğin bu haftalarında anne kanında antikor oluşumunu engellemek için Anti D adı verilen enjeksiyon yapılabilir. Gebeliğin erken dönemlerinde düşük tehditi gibi kanama sorunları olanlarda ya da amniyosentez gibi girişimler yapılan durumlarda kanama ya da işlem sonrasında da Anti D yapılabilir. Doğum sonrasında ise eğer bebek kan grubu Rh(+) olarak saptanırsa ilk 72 saat içinde anneye Anti D yapılarak daha sonraki gebeliklerdeki Rh(+) bebeklerin kan uyuşmazlığından olumsuz şekilde etkilenmelerinin önüne geçilmiş olur. 

Şeker (Diyabet) tarama testi
Hamilelik şeker hastalığını taklit edebilen bir durumdur. Ayrıca hamile kadınların bazılarınde gebeliğin seyri sırasında diyabet (şeker hastalığı) ortaya çıkabilir. Ortaya çıkan bu durum gebelikten sonra normale dönebileceği gibi kalıcı da olabilir. Gebelik sırasında ortaya çıkan şeker hastalığına gestasyonel diyabet adı verilir. Gebelik ile ilgili şeker hastalığı 24-28. haftalarda ortaya çıkar. Bu nedenle gebelik takipleri sırasında şeker tarama testi yapılır. Bu test için uygun dönem gebeliğin 24-28. haftaları arasıdır. Gestasyonel diyabet taramasında hangi testin daha duyarlı oluduğu konusunda fikirbirliği yoktur. Bazıları sadece açlık kan şekeri bakılmasının yeterli olduğunu savunurken diğerleri 50 gram ya da 75 gram glukoz tarama testi yaptırmayı uygun görürler.Bu testin yapılabilmesi için kişinin aç olması gerekmez. Herhangi bir zamanda kişiye 50 gram glukoz içirildikten 1 saat sonra kan örneği alınarak şeker düzeyine bakılır. 75 gram ile yapılan testte ise 1. ve 2. saatte kan örneği alınarak şeker düzeylerine bakılır. 

Testin anormal çıkması durumunda kan şeker düzeyine göre 3 saatlik şeker yükleme testi yapılabilir ya da yapılmayabilir. Glukoz tarama testinde kan şeker düzeyi 140 mg/dl üzerinde ise test pozitif ya da anormal olarak kabul edilir. Sonuç 200 mg/dl ya da üzerinde ise bu durumda diyabet tanısı konur. Sonucun 140-200 mg/dl arasında bulunması durumunda ise 3 saatlik şeker yükleme testi yapılması gerekir.

50 gram glukoz ile yapılan taramanın anormal çıkması mutlaka gestasyonel diyabet olduğu anlamına gelmez. Tarama ve tanı testleri sonucu gestasyonel diyabet saptandığında uygun şekilde tedavisi gerekir. Tedavide bazen sadece diyet yeterli olurken bazen hastanın insülin kullanması gerekebilir. 

Diğer testler
Gebeliğin seyri sırasında doktorunuz gerek gördüğünde bazı testleri tekrarlamak gereği duyabilir ya da daha önceden hiç yapılmamış testlerin yapılmasını isteyebilir. Bunlar arasında en sık tekrarlananlar kan sıyımı ve idrar tetkikidir. Öte yandan preeklampsi ya da gebeliği ebağlı hipertansiyon varlığında hastalığın seyrini takip etmek amacıyla kanda karaciğer fonksiyon testleri (SGOT, SGPT), Böbrek fonksiyon testleri (BUN, kreatinin), enfeksiyon belirteçleri (CRP, sedimentasyon) gibi pekçok farklı teste gerek duyulabilir. Bunlar her hamilelik takibinde rutinde yapılmayan testlerdir. 

Çocukluk çağı hastalıklarından bir olan rubella (kızamıkçık) hamilelik sırasında geçirildiğinde bebekte anomalilere neden olabilen bir hastalıktır. Bu nedenle hamilelikten önce ya da ilk kontrolde bu hastalığa karşı bağışıklık olup olmadığı araştırılmalıdır. Erişkinlerin çoğu ya çocukluklarında geçirdikleri ya da aşılandıkları için bu hastalığa karşı bağışıklık kazanmışlardır. Böyle bir durumda gebelik sırasında kızamıkçık geçiren birisi ile temas etmeleri kendi sağlıkları ya da bebeklerinin sağlıkları açısından bir risk yaratmaz. Kanda yapılan incelemede Rubella IgG pozitifliği bağışıklığı gösterir. Gebelik öncesinde Rubella IgG negatif olarak saptandığında aşı yapılabilir ancak böyle bir durumda en az 3 ay süreyle gebelikten korunmak gereklidir. Hamilelik sırasında rubella aşısı yapılamaz.

Özel Jimer Hastanesi

Özel Jimer Hastanesi olarak’’ Sağlığa dair herşey’’ sloganıyla hedefimiz, sadece ilimizde değil bölgemizde referans hastane olarak konumlanmaktır. Siz değerli hastalarımızın memnuniyeti, bu hedefimize ilerlemekte en belirleyici motivasyon kaynağı olacaktır.